‘karmançorman’ Kategorisi için Arşiv

boş o bakışlar boş, yok kine ardında bir bok, zorlama, germe plazmayı, olduğun gibi görün en azından madem yemiyo göründüğün gibi olmak, ama tabi kafan karışıktı senin şimdi, önceki diyaloglarından edindiğin çok gizemli olduğun gibi bir saçmalık vardır rüyalarında, zor tabe, boş işler bunnar boş, salmalı çocukları bahçelere, germeyelim medeniyet dediğimiz oyunu pek de her boka muktedir olduğumuz sapmasıynan, karınları aç insanların sayısından bile ürken bir medeniyet, sevmeyi si… ilen deniştirmeyi bir ilerleme sayan bir medeniyet, bildiğin bok işte, 2 bilemedin 3 yaşnarında kurcalarsın biraz, soora sıkılırsın, ama efenim nedir, bizler devam oynamaya devam, süslemeye devam, bir de ciddiye almalar, ahahahaaha, ciddi olanı aşağılamalar, muhahahah, gülmek lazım efenim, bunnara da üzülünür mü canım, asıl varoluş kaygıları varkene bir yanda, boş işler efenim boşşş, bi de ne var ne var, dışlanmışlıklar, lanetlenmişlikler var, soora anlaşılmazlığın yarattığı kapanış var, nedir yahuuuu, öze dönelim diyoruz, manyak diyoolar, hade bir deneyim diyossunn dürüst olmayı, kelimeler tüketilmişliklerinden bakarak diyoolar ki, saf mısın, saçma mısın, yawww, sitecem belalarını birgün toptan, annnıcaklar ozman anya ve konya ikileminin içeriğini, aslında ben bunnarın topunun derdini de dermanını da biliyorum da terbiyem el vermiyor efenim uygulamaya geçirmeye, terbiye dediğimiz zaman akla tarhana gelebilir, ama daha akla uygun olanı meyhane çorbasıdır, biliniz, neyse, ben sık sık sık sık sıkılmalar nöbetlerine tutulurum beni bilenler bilir, ahahah, bilmeyenler bilmez, işte dilin boş odaları efenim, neyse, bu nöbetlerin hesabını sormaya karar verdim, hesap kabarık, karşıma ilk çıkacak mankafanın acıyorum haline, muhahahahahah, neyse, sevdiklerimiz de var tabe, onnar kendilerini bilirler, işte bunnarın bir kısmı o kadar mutsuzlar, o kadar çöküştekiler kine bu aralar, ulaaaaaaaaaaaaaaaannnn diyorum onnara, siz gerçeksiniz, var olan simulasyon takıntısına bakıp da yanılgılardayım, yannızım, bir bok etmem satsan etimi bi de tinimi, lerdeler, ben de diyom ki, oooooooooo, saçmalamayın kardeşim, irkilin ulannnnn, sizi sevdiğimden ölecem ulannn, diyom, sooora onlar da yenilmişlik hisneriynen bana manyak muamelesi yapıyoolar, bozuluyom tabe, ama onnarı seviyom, onnarın yeri ayrı, ben dooru yerdeyim gelin len burdan seyredek manzarayı diyom, yine manyak ya da en iyi ihitimalle ükela muamelesi görüyom, ama dedik ya seviyom onnarı, kızmıyom, sarılmam lazım efenim daha sıkı, daha sıkı, daha sıkı, daha sıkı, taaaa kine bu salakların dünyasında öldürüp de bizimkinde yaşamaları için, biliyom da, işte kıyamıyom, biliyonuz serde yanılmak da var, haybeye dost sevgili katili olmak da var, hebeeyt, ulan var ya, hübeeeyt, sıçtınız ağzıma ulan, diyesim geliyor, diyemiyom, burdayım ulen, annıyorum ben sizleri sevdiceklerim, siz de anlayın ulen, ama en doğrusu siz de beni sevin önce, sevebilseydiniz, bilirdiniz…

haydin şimdi bütün yumruklar havaya !

Reklamlar

insanlar farklı yalnızlıkları oynamaya çalıştıkca, ego çukurlarında nefes alamaz hale geliyorlar .

hiçkimse unutulmak istemiyor ama unutuş bir kültür artık, tüketim toplumu öncelikle kendi çocuklarını tüketiyor, net bir görüntü kimsenin dimağında oluşmuyor ..

farklı buluşlar farklı bakışlar ve fark fark fark farrrrrrrrrrrrk !

çocuklara hecelerden önce içi boş idealar aşılanıyor, önce göstereni ve gösterdiği olmayan kelimeler, tek tek, sabırla kazınıyor hayal dünyasının o manadan yoksun huzurlu dünyasına, sonra da hepsini unutmak yaşatılıyor daha nefes almasına izin verilmeden ..

insan çaresiz ?

insan umutsuz ?

birçok çözüm birçok çare var, her sokağa çıktığınızda görebilirsiniz herhangi birini, ama korkmadan yüzleşebilir misiniz en azından bir tanesiyle ?

direniş devam ediyor …

en son insan ölene kadar devam edecek de, çünkü …

bir biz var bizde bizden içeru ..

sayısız kombinasyonun bir tür dengesi olarak bakarsanız kültür dediğimiz şeye, açılımlarının da sonsuz olacağına ikna olabilir, kontrolü elinize alır, şöyle derin bir nefes çeker, pılınızı pırtınızı toparlar, daha çok olasılık tanımak-bilmek ister, atılırsınız hayat denen şeye, korkmadan artık, tadarak artık, mesela ..

peki bu mudur benim yaptığım ?

hayır .

ben sanırım fazlasıyla olasılık üretme alışkanlığına sahibim, birine alışmadan daha, bir başkasına geçebilirim, işte bazen bu geçişlerin sayısı ve hızı arttığında, kafayı yerim, toparlamak zor olur ..

bir başka deyişle gün içinde kafam burada olduğundan daha karışık olur ..

dolayısıyla “sağlıklı ” kararlar veremem genellikle, tutarsızımdır ..

burada ise bir balon yaratıyorum kendime, giriyorum içine, time proof, yazınsal uzamın içinde bir dünya buluyorum kendime, kimi sessiz, kimi karnaval, kimi siyah beyaz ..

ama çoğunlukla aynı huzursuzluk ve dahi mutsuzluk içinde buluyorum kendimi yatakta, uyuyuvermek üzereyken ..

her türlü olumlu olasılık güneşin kavurucu sıcaklığında heba olurken balçık topraktan her an başka bir saçma sapan özürlü çiçek doğuyor halen adına dünya dediğimiz şu top kürede..

telaşlarını yarıştıran çocuklar yatıştıramıyorlar varlıklarıyla ebeveynlerinin histeri karnavalını..

palyaçolar zafer şarkılarını söylüyorlar boknehiri sokaklarda
orospular ah nerde o eski günler ağıtlarını yakıyorlar çarpık balkonlarında
bir doru at koşuyor, çıldırmış, dişlerinin arasında yularım
kuşlar çoktan terkeylemiş kara kentleri
her sokak başında bir postacı sallanıyor
katliamdan kapıcıları sorumlu tutuyorlar

yaşasın öldü felsefe naraları gençliğin yeni marşının nakaratı
kendi özdeğersizliğini her şeye yaymakta kuşatmakta sarıpsarmalamakta belki de hiç bu kadar başarılı olmadı ademevladı daha önce
yeter dur diyen nihilizmi götünden anlayanlar diyarında
en makbülü anlayamayacak kadar korkmak
ağlamaktansa kör olmak
bilmektense tüketmek
sevmektense yok etmek
paylaşmaktansa çalmak
çözmektense inkar etmek

işte;

bu durumda, kimileri standardize edilmiş kendinden geçme biçimlerinden birinin içinde hapsolmakta buluyor çareyi
kimileri kafasını bilimin en son buluşu o çok özel kum havuzlarına gömmekte kafalarını
kimileri kan dolaşımını bir şekilde sonlandırmakta
kimileri kendi bok çukurunu olası tek onurlu yitiş olarak görüp bunu pazarlamanın çeşitli yollarını aramakta..

kimileri ise,
daha ne olup bittiğini anlayamamış akvaryumdaki balık
güzellik ve anlam tarafından terk edilmiş olmanın metafiziksel çözümlemeleri içinde boğulmuş
kendi mağrasında üşüyen korkan kibirli aç çocuk masalının kahramanı pozlarında küstah surlar örmekle meşgul kendi çevresine

veya daha basit bir ifade ile kendi bokunu kurcalamakta
..

mümkün mü böyle bir durumda o sesi duymak?

gelin çocuklar cennetin kapısı bu tarafta..

yok yok ben değilim O
ne O bana sığdı ne ben O’na
ben değilim
olmadım
olamayacağım
ama beni sorarsan
O bir yana ben hiçbiryere
yok yok merak etme
yazıyorum ki görüyorsun hayattayım
ama O’nu sorarsan
gitti
bıraktı bizleri

yok yok hissettiğin esinti ben değlim
belki O olabilir
bildiğim kadarı ile
yokuz
ne O
ne sen
ne ben
ne de sen ve ben
..

korkmuşgülümsüyor
unufakdökülen sözcükleri ağzından serçeler kapıyor
kaçışıyorlar pıtpıt pıtıtıdı pıtıdı
aydınlatanamaısıtmayan kolları kavrıyor, güneşin, sessizliği
sadece pıtpıtıpıtı
esinti okşuyor dudaklarımı
tamam
yeter bu kadar
üşümüş gözlerim
kapan
kapaklar
bir nefes
bir koku
yoksa
sen misin?
gülümsememle ısınıyoraçıyor çiçekler
evet sensin
sarmaşıklar yapıyor makyajımı
bir ıslaklık dudaklarımda
bırakıveriyorum son nefesimi
büzüşüpbütünleşiyor
um
uz
..

Ertelediklerim biriktirdiklerimi sarıp sarmaladığında hapsolduğum köpük-kabarcık devinimini hiç yitirmeden sonsuzlukta salınırken içinde bulunduğum o komik çaresizlik gelip de çattığında …

Hatıralar iç içe geçerek kasıp kavurmaya başladığında tüm benliğimi bir ses halen kulaklarımda hatırlatmaya çalışırken sakin ol geçecek şimdi diye…

Uyku kendini hatırlatırken sinsi sinsi kapatırken önce göz kapaklarımı sonra araya girmeye çalışırken bulduğumda onu bilincim ve hiçlik ortasında bir yerlerde…

Her zaman bulamam kontrolü tekrar ele geçirecek gücü kendimde…

İşte ne zaman öğrendiğimi bilmediğim bir savunma hal-durum-biçimine dönüşür beynimdeki bütün elektriksel aktivite bu durumda…

Silerim…

Siliyorum…

Bu yüzden…

biraz yüzsüzlük yapayım hadi; bugün benim yaşgünüm..

benim elim içmez de ne yapar !

içsel bir kutlama düzenleyip alkolle arındıktan sonra bazı fazlalarımdan…

kim bilir belki de tamamıyla normalleşir bir şort giyer sandeletlerimi geçirir ayağıma migrosun yolunu tutturur dondurma alır da bir güzel götürür güzel bir yürüyüşün ardından eve gelir sosyalleşir tv izler romantizm yaşar güzel bir uykuya dalarım…

kim bilir belki de içimde düştüğüm diyarlardan çıkamaz bir unutuş seremonisi histerisinde yiter gözyaşlarımın ıslaklığında yeni bir gerçeğe uyanır yorulur yorulur sonra yeniden dirilir dirildiğine küskün bir kaç saatin ardından eski benlerden birine dönüşür

ve anlarım…

kim bilir belki de hiç doğmamışımdır yegane varlığı yalnız bir çocuğun kafatasının sınırları olan bir fikirden ibaretimdir ?

kim bilir belki de bunları yazan ben değilimdir ?

bildiğim ; artık genç değilim

zaman daralıyor

denizlerim kurudu

su birikintilerinde oyalıyorum kendimi artık

kırlarım kaybetti coşkusunu

soldu yeşilleri

kaçtı kuşları böcekleri

ancak

belki de

kim bilir ?