‘başkası portrait’ Kategorisi için Arşiv

  bak şu an kafam çakır ve belki de bu yüzden bulabiliyorum sorabilecek hacet, bitti di mi dostum ? hatta çoktan bitti de benim değil mi anlamamak da bu kadar inat eden ? belki de bitmeden de evvel farketmişimdir zaten bitmeye mahkum olduğunu ? ama ben farkettiysem sen de etmişsindir, öyle değil mi ? hep tükenene dönmedik mi yüzümüzü zaten ? ah biliyorum vazgeçtin sen, çok zaman önce bu acının mahkumiyetinde ısrar etmekten … eh ne dersin zor oluyor benim için yenilenmek, bilirsin, en atılımcı görünüp de en tutucu, ben … ayrı düşmek varmış kaderde mi desem, desek, şimdi, ne olurdu demesek, diyemesek, dilimiz kuruyup yapışaydı da, tıpkı eskisi gibi söylemesek, söylemeyi ayıp saysak, di mi ? sözün esaretinden kurtarabilmiştik bir zamanlar birbirimizi, e daha ne olsun derken bak, düştük mü sen somutun keyfi ile soyutun tatmini arasında bir dengede, ben soyutun avutamazı ile  somutun gün be gün silikleşmesinde kayıp, ayrı gayrı, ama halen baktığımda gözlerinin taa en içlerine görüyorum, sen de görüyor musun peki ? görüyor da vazgeçemiyor musun yoksa huzurdan ? için dışın his ve hislerine denk söz dolup taşıyor da korkuyor musun ? yok cevap verme, buymuş, yaşayacağız …

 ben de, biz de okuduk zamanında aşka dair, dostluğa dair, yitmeye dair, varolmanın dayanılmaz hafifliğine dair, çocukluğun avutuşuna dair, yaşamın asıl itibarı ile kaybetmek olduğuna dair, cinselin ayrı gayrı düşüren acısına dair …

 okumakla da kalmadık, bilen bilir ..

germesek plazmaları hani daha fazla ?

   bir formül sonucu ortaya çıkmış öngörülebilir sonuçlar değil yaşadıklarımız, öyle olsalar bile içlerimizde denk düştüğü denk değil, indirgemeyin..

    ne olacak sanki anladığınızı farz edip de üstünden şöylece bir geçiverip de rahatlayınca ?

     dindirebilecek mi bu tatmininiz benim acımı ?

  eğer acılarınız benim ve ben gibilerin üstüne basıp çıktıkca azalacaksa, en azından buna inanıyorsanız, siz daha acı çekmeyi bile öğrenememişsiniz, samimiyet nerde ?

 hiçbirimiz masum değiliz, rol yapmayın, paylaşalım sorumluluğunu dünyaya ihanetimizin ..

  önce sakin olmak lazım, sonrası gelir…………

Reklamlar

sevgili skr paslamış, demiş de bakalım metemorfoz nasıl bi blog benimkisi, endişeliyim işte, dooru sözcükleri bulmak, olabildiğince objektif (?) bir eleştiri getirebilmek konusunda…

öncelikle özgün buluyorum skr’ün blogunu; konu seçimleri net bir rasyonel dizi izlemiyor, modern bir biçemde olmasına karşın türkçe klasiklerine yer veriyor, ironi dozajı hassas diyemesem de kesinlikle kendine has bir dengede sunuluyor, sonralıkla; okuyucuyu birebir ve anbe an dikkate alıyor, okuyucu-yazar etkileşimini önde tutuyor, atıl değil, elinden geldiğince bir dinamizm içeriyor, içerdiği pesimizmi yine içerdiği enerjiyle aşıyor çoğu, header fotoları iyi seçilmiş bizlere yeterince (?) tanıyamadığımız bir skr’ü içten içe sezdiriyor, üşengeçliğe yenik düşmeyen ayrıntıcı bir yazar tarafından hazırlandığı sık sık tekrar kavranıyor bendeniz tarafından, samimiyeti elden bırakmadan çok okunabilmeyi başarabiliyor…

şimdi bileniniz var bilmeyeniniz var, biz bu zaatı muhteremle çok çok yakın dostuzdur, eskiyemeyen bir dostluk bizimkisi, blog olayına da onun beni iteklemesi ile, birlikte başlamıştık yaklaşık olarak 2 yıl önce, sonra önce ben sonra o arıza yaptı, ben sildim 1 yıl boyunca bütün yazdıklarımı, önce o da sildi, sonradan başka bir platformda yayınlamaya karar verdi, doğru karar sanırım onun verdiği oldu, her ikimiz de köklü değişikliklere gittik hem görsel hem de içerik olarak, o iyi bir blog okuru, ben kendim için blog okuru bile diyemiyeceğim, okumuyorum yani pek sık, skr’ün linklerden takip ederim genellikle iyi bişiler var mı yok mu diye, sanırım birçoğunuz da öyle, yani benim okurlarım da sıkı blog okurları değiller sanki, üstelik birçoğu da beni skr ile ilgili olarak biliyorlar sanırım, sanırım, sanırım, mmmm..

neleri eksik buluyorum peki skr’ün blogunda; renkler fazla çeşitli, bütünlüklü bir his yaratmıyorlar, yazılar fazlasıyla okunmaya yönelikler, gereksiz yere kısa kesiliyorlar çoğu, bu yoruma kızabilirsin skrcüm ancak biraz fazla suya sabuna dokunmaz bir tavır izliyorsun yazdıklarının kabaca bir %75’inde, sakın sorma yüzde hesabını nasıl yaptığımı, sakın bak, sorma diyom bak, ne diyorduk, blog formatı üstünde biraz çalışmalısın, biliyorsun yolunu nasıl olsa, biraz daha skr olmalı format olarak, yani sütunlar zart zurt babında, ben bilmiyom da ondan yapmıyom-yapamıyom, genel olarak bunnar efenim..

şimcik benim de adabı muhaşeret kurallarını gözeterekten birilerine paslamam gerekiyo, paslıyım mı peki, paslasam mı, paslamalı mıyım, paslıyım, paslayayım da öyle mi saklayayım, öhöm, öhöhöhöhö, tamamdır veee şuut; yıllardır yüzünü göremediğim eski bir dost ve çiçeği burnunda sinemacıdan nasıl göründüğümüzü öğrenmek için kalimkos’a biiir, nevi şahsına münaazır hanfendi tarafından iğnelenmek için passive ikiiii, sadecene merakımdan ne tüşünüyor diye orcristcimeee üüüüçç…

haydin hayırlısı.

not : çelişik mi buldun bazı yazdıklarımı, çelşikiz hertürlü, ondan..

herkezzde bir hinlik deryası, ohhh efenim ne küsel, durumdan ne anladığımı anladığını düşündüğünü anlıyorum o halen o bilmiş (?) boş gözneriynen bakıyor gözülerimin en dış tabakasına, ilerleyemiyor, ilerleyebildiğini düşündüğünü görüyorum gözlerinde, kafamın karıştığı fikrine kapılıyor engin zekası karşısında, kahakahalar atıyorum, diyorum ya dıştaki cam tabaka seviyesinde o sadece, anlamıyor, kahakahalarımdan sıkılıyorum bir sürem soora, o halen ever zafer benim edalarında, sıkılıyorum, çeviriyorum bakışlarımı, bisimkisi neredeyse tutamayacak kentisini, en büyük benimmmm diyem baaracak, bakmadan gözlerine bilebiliyorum, hissediyorum, herşey taha da sıkıcı bir hal alıyor, diyom ki içimden kenti kentime ulen herşeyden birden bi bahset şuna 3 cümle içinde, edepsiz vicdanım karışıyor işin içine, karışıyor reennkkler, karışıyor sesssleer, kalkıp da gidemiyom da, mekan bizim, onun gitmesi laazım, dünya bizim sen nerelerdensin güzelim diyom, şaşalıyor biraz, soora ciidiyet ilen durumu kurtarmaya neyin çalışıyor, “anlamsız bir orta saha mücadelesi”‘ne dönüşüyor bütün şowu, bi yüzünü yıka da serinle ister sen diyom, anlıyo bu sefer, nehayet terk etmekte ortamı  buluyor çareyi de biss de rahatlıyozz…

soorası iyilik küsellik işte…

boş o bakışlar boş, yok kine ardında bir bok, zorlama, germe plazmayı, olduğun gibi görün en azından madem yemiyo göründüğün gibi olmak, ama tabi kafan karışıktı senin şimdi, önceki diyaloglarından edindiğin çok gizemli olduğun gibi bir saçmalık vardır rüyalarında, zor tabe, boş işler bunnar boş, salmalı çocukları bahçelere, germeyelim medeniyet dediğimiz oyunu pek de her boka muktedir olduğumuz sapmasıynan, karınları aç insanların sayısından bile ürken bir medeniyet, sevmeyi si… ilen deniştirmeyi bir ilerleme sayan bir medeniyet, bildiğin bok işte, 2 bilemedin 3 yaşnarında kurcalarsın biraz, soora sıkılırsın, ama efenim nedir, bizler devam oynamaya devam, süslemeye devam, bir de ciddiye almalar, ahahahaaha, ciddi olanı aşağılamalar, muhahahah, gülmek lazım efenim, bunnara da üzülünür mü canım, asıl varoluş kaygıları varkene bir yanda, boş işler efenim boşşş, bi de ne var ne var, dışlanmışlıklar, lanetlenmişlikler var, soora anlaşılmazlığın yarattığı kapanış var, nedir yahuuuu, öze dönelim diyoruz, manyak diyoolar, hade bir deneyim diyossunn dürüst olmayı, kelimeler tüketilmişliklerinden bakarak diyoolar ki, saf mısın, saçma mısın, yawww, sitecem belalarını birgün toptan, annnıcaklar ozman anya ve konya ikileminin içeriğini, aslında ben bunnarın topunun derdini de dermanını da biliyorum da terbiyem el vermiyor efenim uygulamaya geçirmeye, terbiye dediğimiz zaman akla tarhana gelebilir, ama daha akla uygun olanı meyhane çorbasıdır, biliniz, neyse, ben sık sık sık sık sıkılmalar nöbetlerine tutulurum beni bilenler bilir, ahahah, bilmeyenler bilmez, işte dilin boş odaları efenim, neyse, bu nöbetlerin hesabını sormaya karar verdim, hesap kabarık, karşıma ilk çıkacak mankafanın acıyorum haline, muhahahahahah, neyse, sevdiklerimiz de var tabe, onnar kendilerini bilirler, işte bunnarın bir kısmı o kadar mutsuzlar, o kadar çöküştekiler kine bu aralar, ulaaaaaaaaaaaaaaaannnn diyorum onnara, siz gerçeksiniz, var olan simulasyon takıntısına bakıp da yanılgılardayım, yannızım, bir bok etmem satsan etimi bi de tinimi, lerdeler, ben de diyom ki, oooooooooo, saçmalamayın kardeşim, irkilin ulannnnn, sizi sevdiğimden ölecem ulannn, diyom, sooora onlar da yenilmişlik hisneriynen bana manyak muamelesi yapıyoolar, bozuluyom tabe, ama onnarı seviyom, onnarın yeri ayrı, ben dooru yerdeyim gelin len burdan seyredek manzarayı diyom, yine manyak ya da en iyi ihitimalle ükela muamelesi görüyom, ama dedik ya seviyom onnarı, kızmıyom, sarılmam lazım efenim daha sıkı, daha sıkı, daha sıkı, daha sıkı, taaaa kine bu salakların dünyasında öldürüp de bizimkinde yaşamaları için, biliyom da, işte kıyamıyom, biliyonuz serde yanılmak da var, haybeye dost sevgili katili olmak da var, hebeeyt, ulan var ya, hübeeeyt, sıçtınız ağzıma ulan, diyesim geliyor, diyemiyom, burdayım ulen, annıyorum ben sizleri sevdiceklerim, siz de anlayın ulen, ama en doğrusu siz de beni sevin önce, sevebilseydiniz, bilirdiniz…

haydin şimdi bütün yumruklar havaya !

gri tuhaf

Yayınlandı: Aralık 23, 2006 / başkası portrait

bir şekilde bana yanlış yolda olduğumu anlatmaya çalışıyor, perspektifimi kusurlu buluyor,aktarım tarzlarımdan hiçbirini benimsemiyor ve sürekli eleştiriyor, eleştirilmemi istiyor, içten içe yalnızlığımdan güç alıyor, mümkün olduğu kadar çok kalabalık karşıma çıkmayı tercih ediyor, umursamazlığımı acı bir biçimde cezalandırma özlemleriyle kavruluyor, fikirlerimin antikacısı olma tutkusu ile eskitmeye çalışıyor ağzımdan çıkanları, kendini kaptırdığı gürültüde benim de yitip gitmemi istiyor, çabalıyor, ağlıyor, duvarlara vuruyor kafasını, çürük dişlerinin verdiği acıyı derinden duyumsuyor, koşuyor, kaçıyor, bütün bunları bir çare sanıyor…