tedirgin adımlar

Yayınlandı: Kasım 26, 2011 / şiir

zihninin en derininde kurduğun bağlar kopmakta böyle bir sonbaharda

bir huzur olmuş benliğini saran serinlik

belki de ölüme hazırlanmaktasın kimbilir

uykuların senden uzaklarda saklamakta güzel kırların kristal melodilerini

bir kararsızlık zindanına mahkumsun hatıraların ile güzelliğe dair

ve sana dair

ve masumiyetin içinden biryerlerden

seni çağıran sessizliğin de yaşantısındasın

bir bebek nefesi boynunu ısıtan yumuşacık

yeni yağmış yağmurun arındırışı ayacıklarından başlayıp ta tüm benliğini saran

seni pek bir çaresiz yakalayıp da bırakmayan bir daha yalnız, o tebessüm

bir şans daha istemektesin perilerden

en karanlık ormanların perilerinden

sessizliklerini bozmaya niyetleri yok

umutsuzluğunu saydam kırmızılara boyamaktasın

bir sonraki yağmura kadar

dayanabilir ancak biliyorsun

mevzu bahis olmayan karşılaşma

Yayınlandı: Mayıs 19, 2009 / şiir

sıradan biriymişim muamelesi yap bana

öylesi daha kolay

bakışların sönmesin ama sakın sıkılganlığında

ölünesi kolay

her daim sevişmeyi çağıran parmaklarınla kavra kadehini de kal öylece biraz

bırak seyredeyim

bırak diğerleri konuşsun

biliyorum ben sen hiç söylemeden

onlar birbirlerinin tenha korkularını sorgulamaktalar

sabaha sen masum ben yitik

beyaz masa örtüsü yorgun hesaplaşmalardan

sesler aşina dramlar mırıldanmakta

bu gece şeytanın çıkardığı en güzel iş olacak

zerafetinden gözleri kamaşacak meleklerin

..

sen ve ben hep yeniyiz

ve öyle kalacağız

acemi intihar

Yayınlandı: Nisan 3, 2009 / şiir

karmaşa

istisna

beyaz

bir de yıpranmış bir çift avuç

anlama asılan antik urganlardan

kendi sesine sırtı dönük keman

usanan ulaşamadığından

bir de kabulleniş arzu hiç

dese ki mesela

kıytırık heyecan kırpık kırpık

olur

olur

ne de ihtimam ama asılsız

imkansız salonlara açılan kalbi mühürlü kapılar

..

eeet yazdıklarımız dünyayı değiştirmiyor.

eeeeeet yazdıklarımız bizleri, yani birbirmizi de pek etkilemiyor aslında, bittabi bir takım duygulanımlar veyahut düşünce parçacıkları uyarıyor olması kuvvetle muhtemel, bu yazdıklarımız işte uzun lafın kısası, somut karşısında pek bir biçare yakarışlar olmaktan ibaret sadece, gibi gelmiyor mu sizlere de… şimdi tamam sizler de biliyorsunuz bunu, biliyorum pek tabi, iyi de hiç bilmediğiniz bişeyler söylesem size bir farkı olur mu? herkes kendi bilme deneyimine katabildiğini bilmiyor mu sadece zaten. geriye iletişimin güdük fısıltıları kalmıyor mu? eeet yine aynı teması zorlamaktayım, farkındayım. dilin olanakları kısıtlı arkadaşlar. söylenen bilmem kaç bin sözcüğün yerini yaklaşık 3 saniyelik bir göz sürtüşmesi daha da bir doldurabiliyor, yani bildiğiniz klişe gözden ırak gönülden ırak. beynin ilgili loblarının hiyerarşisi sadece söz konusu olan ……………

eet benim uzaklarım sizin uzaklarınızı dööeer. ağzını burnunu kırar hem de çok pis.

bence, daha dürüst biçimde yalnızlıklarımızı kabullenemeden birbirimizlerlerle doğru dürüst bir diyalog kuramııcaz. yok hayır bunu çoğunuz kabullenmek istemiyor, yani eeet hepiniz biliyorsunuz ancak ilkokulda öööretilen türkiyenin yüzölçümü bilmem kaç kilometre karedir bilgisi tutumundasınız, demek istiyorum, daha ciddiye almalısınız ki yalnızlığınızı, eğer söz konusu ise bunu aşabilmek, aşasınız. abiniz olaraktan diyorum yane, ahahahaha…

kiminiz diicektir şu bu, kiminiz ise hade len şu bu, bildiğimi biliyorsunuz bunu, ortak bir bilgiye yol almaktan bahsediyorum oysa, anlatabildimse ve anlamaya niyetiniz varsa şimdi bunu da biliyorsunuz, ancak öncesinde rastlamadım hiçbirinizde bu takım bir endişe veyahut girişime, herkes olabildiğince kendi deneyimine dönük…

hayat bir yolunu bulup da dışlayacak bizleri eğer çaba göstermez isek katılmaya ve katmaya. bunu da abiniz gibilerinden dedim, muahahahah.

çelişki ciddi miktarda enerji ihtiva eder, dönüştürebilmek için ise daha da büyük bir enerjiye gereksinim vardır. bireyselin ötesinde… zira çelişkileri yaratan toplumdur, çözümü de dolayısıyla kişisel girişimlerin ötesinde yatar, uyur uyur uyur, uyandıracak irade ile karşılaşıncaya değin…

atomize olma sürecimiz tek tek herbirimizle ilgili ve fakat ve daha da fazlasıyla biraraya gelmeyişimizle ilgili. sözcükler sakat, onları biz bulmadık ama kolayımıza geldiği için ortak bir dil olarak kullanıyoruz. bir işe yarıyorlar mı peki, mesela benimle gerçekliğinde arkadaş olmayıp ta sadece burada bilenlerinize soruyorum, tanıyor musunuz beni? bende sizleri tanımıyorum. bu biçimde tanıyabileceğimi de sanmıyorum. paylaşmak değil bu, bu sadece bir aktarım…

uzun yazıların okunma oranının çok düşük olduğunu biliyorum, en azından benim uzun yazılarımın. işte aynı mevzuya tam göbekten isabet zaten bu da, sözcüklerin iletişimsizliğine, herşey daha görsel, öyle değil mi, ne kadar minimal o kadar köfte, ahahaha, yok bunu abiniz olarak söylemedim, muahahahah…

halen okumakta ısrar edenlere diyorum ki; mesela ağustos mesela kaş?

added new post

Yayınlandı: Ocak 22, 2009 / kıpkırmızı bir güneş

nöbet ertesi aç karnına devir babam devir. gelsin arkadaşlar gitsin gerçeğin işgali. hep zordu  hayal edebilmek ama koruyordu sıcaklığını bilmem ne tarihine kadar. o birileri dahi olmamalı belki tükenişi tükeniş kılan. yalan, okunsun diye yazdığım bunları. farkındalık getirdiğinden çoğunu götürür, doğru, götürdükleri artıklardır yalnız ancak, o hani, çocukluk hatıraları.

taa derinlerden gelen de yoklayan pütürlü dürtülere esir olmak da var, yüz bin yılın birikimini yeniden düşünmek de. konservatif çareler peşinde hapsetmek de var kendini huzursuzluğun kollarında, taze kış havasında şöyle zarif bir nefes de çekmek var ciğerlerine affedebilmeyi kavramsallıkdan çıkarıp ta içine işleyip gerçek kılan.

pek tabi zor, tutmak işin ucundan, diri bir enerji ile ayağa kalkıp da yola koyulmak. işte o sahneyi arşivlerden çıkarmak lazım, bahçesinde yenilendiğimiz o eski konak hani en derin denizlere yukarıdan bakan, korkunun üstesinden gelebilecek kadar özgüven içinde yuvarlandığımız sahneyi…

çıkışı göremesem de hissediyorum diğer tarafın esintisini.

boyut farkı..

iyi uykular

Yayınlandı: Aralık 18, 2008 / şiir

mümkün halen biliyorsun mutluluk ihtimali

kırgınlıklarının peşi sıra kovaladığı seni kanatlarının uçuştuğu

dantel kırlardasın serinliğin avuntun

zorlanıyorsun apaçık alışkanlıkların bir başkasının cebinde kalmış

akşamdan kalma yıkıntının altında son soluklar  yaşamaktasın

durgun gölde titreşen bir nem var gözlerinde

bakasın yok ama aya geceye kristaller yağdıran

unuttuğun utancınca hatırlanmaktasın

sana rüyalarında seslenen